KaLpsiZ'in Yeri...
13/9/2009
-
GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DEĞİL...
Mahkeme salonunda seksen yaşlarındaki çiftin durumu içler acısıydı.... Ve hakim tok sesiyle sözü yaşlı kadına verdi…
Anlat teyze, neden boşanmak istiyorsun bu yaştan sonra? Yaşlı kadının gözleri doldu ve anlatmaya başladı:
''Bizim bir sedef ağacı vardı, çok sevdiğim. O bilmez 50 yıl önceydi. O çiçeği bana verdiği çiçeklerin arasından kopartıp tohumlamıştım, öyle büyüttüm. Yavrumuz olmadı, onları yavrum bildim. Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman adak adadım. her gece güneş doğmadan uyanıp çiçekleri sulayacağım diye. 50 yıl oldu bu adam bir gece kalkıp bir kere de ben sulayayım demedi. geçen gece takatim kesilmiş uyuyakalmışım ve çiçekleri sulamadım. onlarda kuruyuverdi. Hayatımı umudumu her şeyimi verdiğim bu adamdan hiç bir şey görmedim. Bir kerecik olsun benim bildiğim görevlerden birisini yapmadı.''
Söz sırası yaşlı adamdaydı kürsüye geldi anlatmaya başladı…
' Gençliğimde çalıştığım bahçeden ona çiçekler getirdim onları çok sevdi. çocuğu gibi bakıp büyüttü. İlk evlendiğimiz günlerde boyun ağrısından onu doktora götürdüm.Doktor, çok uzun süre uyanmadan yatarsa boynundaki kireç sertleşir, her gece uykusunu bölüp uyansın, biraz dolaşsın dedi. Doktoru dinlemedi bizim hatun. O günlerde tesadüf bu çiçekler kurudu. Ben ona gece sularsan geçer, dedim. Adak dilettim. Her gece uyandırdım onu ve seyrettim. Her gece o yattıktan sonra kalktım. saksıdaki suyu boşalttım. Sedef çiçeği sulanmayı sevmez hakim bey.Geçen gece yine onu kaldırmak istedim fakat çok yorulmuştu herhalde; kalkmakta zorlandı.Bende kıyamadım hatunuma.Bıraktım uyudu.Sedefi ben suladım ama Suyunun fazlasını almayı unuttum ve fazla sudan soldu… |
Yorum (
0
) :: BURADAN YORUM YAZABİLİRSİNİZ! :: Bağlantı
|
12/9/2009
-
KAPAN
Duvardaki catlaktan bakan fare, çiftlik sahibi ile karisinin bir paket actiklarini gordu. "Icinde yiyecek mi var?'" derken - - -Bir baktı ki fare kapanı!!. Hemen bahceye kosup, alarmi verdi : Evde kapan var! Evde kapan var!' Tavuk gidaklayip , kafayi kaldirdi ve, 'Bay fare", bu sizin icin ciddi bir sorun olsa da sahsen, beni ilgilendiren bir tarafi yok ne yazik ki! . Fare donup bu sefer domuzcuga, "Evde kapan var, evde kapan var"! dedi. Domuzcuk konuyla ilgilendi ama, kendi hesabina 'Uzgunum bay fare, vah, vah emin ol senin icin dua edecegim" dedi. Fare bu kez öküze yoneldi: "Evde kapan var!" "Evde kapan var!" diye bagirdi nefes nefese Öküz: 'Wow, Bay Fare, Senin icin uzuldum, ama burnumu sokacagim bir sey degil.' dedi. E farenin de basini egip, gitmekten baska caresi kalmamisti... yalnizlik ve terkedilmislik hisleri icinde, fare kapani ile artik....tek basina basa cikmaya calisacakti!. O aksam evde, alisilmamis bir ses duyuldu. Sanki bir kapan, avinin uzerine kapanmisti. Sese kosan cifcinin karisi, karanlikta kapana, zehirli bir yilanın kuyrugu kaptirdigini gormemis. Yilan da onu isirmisti.. Ciftci karisini hastaneye kosturdu, Karisi eve atesli dondu. E atesli insana ne verilir?? sicacik bir tavuk corbasi!!!. Tavuk acilen pisirilmis Ama kadin hala iyilesmiyormus, E es dost ahbap, gelince hasta ziyaretine, ciftci de sofraya domuzcugu cikarmak zorunda kalmis!!!. Ama ciftcinin karisi iyilesmemis; olmus!!!!!. Aman ne kalabalik gelmis cenazeye, ne kalabalik!!! Bu sefer de konuklari, doyurmak icin kesilen okuz olmus.... Fareye de olan biteni deliginin ardindan izlemek kalmis!.... *** Onun icin bir daha, seni ilgilendirmeyen bir sorun karsina cikarsa... bir dusun!!! ---- Birimiz tehdit altindaysak, hepimiz risk altindayiz. Bu Dünya denen yolculukta Birlikte yol almaktayiz.. Birbirimizi kollayip, guc ve guven paylasmaliyiz |
Yorum (
0
) :: BURADAN YORUM YAZABİLİRSİNİZ! :: Bağlantı
|
31/12/2008
-
Ressam...
Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış...
Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş... Ve onu "Renklerin Ustası" anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanısa da; kısaca Ranga Guru derlermiş... Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raciçi ise artık eğitimini tamamlamış ve son resmini yaparak Ranga Guru'ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş... Ranga Guru ise; - Sen artık ressam sayılırsın Racaçi.. artık senin resmini halk değerlendirecek. diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve en görünen yerine koymasını istemiş. Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Raciçi denileni yapmış... Ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki, tüm resim çarpılar içinde ve neredeyse görünmüyor... Çok üzülmüş tabii. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki.. Alıp resmi götürmüş Ranga Guru'ya ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş. Ranga Guru üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Raciçi yeniden yapmış resmi ve gene Ranga Guru'ya götürmüş. Tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş Ranga Guru... Ama bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlı boya, birkaç fırça ile birlikte... Ve yanına insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile birlikte bırakmasını istemiş. Raciçi denileni yapmış... Birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da, boyalar da kullanılmamış... Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru'ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış.. Ranga Guru ise; Sevgili Raciçi, sen birinci konumda insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşabileceğini gördün... Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı... Oysa ikinci konumda onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin... yapıcı olmak eğitim gerektirir... Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye kalkmadı, cesaret edemedi... Sevgili Raciçi mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın.. Emeğinin karşılığını ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın... Onlara göre senin emeğinin hiç bir değeri yoktur... Sakin emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma... |
Yorum (
0
) :: BURADAN YORUM YAZABİLİRSİNİZ! :: Bağlantı
|
19/5/2008
-
Zamanda yolculuk oldu mu?
|
Federal güvenlik görevlileri, içeriden bilgi sızdırma suçlaması
yüzünden bir Wall Street borsacısını tutuklayıp sorgulamaya başladılar.
Tutuklanan borsa dahisi, 2256 yılından günümüze zaman yolculuğu
yaptığını iddia ediyor!
`Security and Exchange Commission` kaynaklarına göre 44 yaşındaki
Andrew Carlssin, 28 Ocak tarihindeki tutuklanmasına yol açan şüphe
uyandırıcı olağanüstü borsa başarısını yukarıdaki gibi garip bir
şekilde açıklamakla yetiniyor.
Bir SEC görevlisi şöyle diyor: `Bu adamın palavralarına inanmıyoruz, ya
delinin teki ya da patolojik bir yalan söyleme vakası.`Ancak bir de
şöyle bir gerçek var elimizde: Adam 800$`lık bir yatırım ile başlamış
ve 2 hafta içinde sahip olduğu portföy 350 milyon doların üzerinde!
Borsa üzerinden gerçekleştirdiği tüm alışlar ve satışlar beklenmedik
gelişmelerin bilgisine dayanıyor, bunu şans faktörü ile açıklamakmümkün
değil.`
`Bu bilgilere sahip olmasının tek bir yolu ver, işlem yaptığı
şirketlerle ilgili içeriden bilgi sızdırmış olması ki bu da yasadışı.
Bize bilgi kaynaklarını söyleyene kadar onu Rikers Adası`ndaki bir
hücrede tutmayı düşünüyoruz.`
Geçen yılki borsa dalgalanmaları pek çok yatırımcıyı beş parasız
bırakmıştı. Aynı esnada Carlssin 126 çok riskli işlem gerçekleştirip
hepsinden de yüksek kazançlar elde edince gözler bir anda bu borsacıya
dönmüştü.
Carlssin, 200 yıl ileriki bir tarihten, yani gelecekten günümüze
geldiğini iddia ediyor ve tabii o zamanki tarih ve istatistik
kayıtlarında da günümüzdeki borsa dalgalanmaları detaylı olarak
yazıyormuş.
Carlssin`e göre: `Bu fırsata karşı koymak çok zordu. Aslında her şeyin
sıradan ve doğal görünmesini planlamıştım. Bilirsiniz işte, sağda solda
birkaç doları bile bile kaybedecek ve böylece normal bir borsacı
görüntüsü çizecektim ancak son anda yakalandım. Üzerine gidilen
Carlssin, Usame Bin Ladin`in akıbeti ve AIDS`in çaresi gibi tarihi
gerçekleri de açıklayabileceğini söyledi, tek ihtiyacı olan zaman
makinasına binmesinin izin verilmesi.
Ancak Carlssin, makinanın nerede olduğunu bir türlü söylemediği gibi
nasıl çalıştığını açıklamayı da reddediyor, sebep: `bu teknoloji kötü
güçlerin eline geçebilir.`
Yetkililer bu adamın iddialarının palavra olduğu konusunda hemfikir
ancak bir SEC yetkilisi şunu itiraf ediyor: `Elimizdeki tüm federal
kayıtları taradık, Andrew Carlssin isimli biriyle ilgili olarak, böyle
bir adamın yaşadığını, bir şeyler yaptığını gösteren Aralık 2002
tarihinden önce hiçbir kayıt yok.` |
Yorum (
0
) :: BURADAN YORUM YAZABİLİRSİNİZ! :: Bağlantı
|
11/3/2008
-
Enteresan bilgiler...
1. Suudi Arabistan'da bir kadın kocasına kahve yapmazsa bu boşanma nedenidir.
2. Bir köpekbalığı 100 milyon damla deniz suyu içindeki bir damla kanı hissedebilir.
3. Bır fare bir deveye oranla daha uzun süre susuzluğa dayanabilir.
4. insan midesi 2 haftada bir iç zarını yenilemek zorundadır aksi halde kendi kendini sindirir.
5. i harfinin üzerindeki noktaya ingilizler "Dedikodu" derler.
6. Bir bardak taze şampanyanın içine bir kuru üzüm atarsanız üzüm asansör gibi bardağın altından üstüne üstünden altına sürekli dolaşır.
7. Eğer ağzımıza attığımız bir şeye tükürüğümüz değmese onun tadını anlayamayız.
8. Erkek Peygamber Devesi dişinin kokusunu 7 mil öteden duyabilir.
9. George Washington evinin bahçesinde marijuana yetiştirirdi.
10. Zürafa kulağını 53 santim uzunluğundaki dili ile temizler.
11. Lübnan'da dişi bir hayvanla cinsel ilişkiye girmek serbesttir ama erkek hayvanla yasaktır.
12. Mc Donalds'ın karının % 40'ı çocuk menüsü satışından gelir.
13. Her insanın dilinin izi de parmak izi gibi farklıdır.
14. Tarihi fılm Ben Hur'da çekim ekibinin farketmediği kırmızı bir otomobil görünür.
15. Einstein 9 yaşına kadar düzgün konuşamamıştır. Ailesı onun özürlü olduğunu düşünmüştür.
16. Hergün doğan çocukların ortalama 12'si yanlış anne babaya verilmektedir.
17. Kağıt para sanıldığı gibi kağıttan değil pamuktan yapılır.1950'den önce kenevir, ağaç kabuğu ve marijuana yaprağı kullanılarak yapılırdı.
18. Çikolatanın köpekleri öldürdüğü doğrudur. Onların kalbine ve sinir sistemine zarar verir. Yarım kilo kadar çıkolata küçük bir köpeği öldürebilir.
19. Birçok ruj çeşidi balık pulu içerir.
20. Katil balinalar köpek balıklarının midesine alttan torpil gibi vurarak onları öldürür.
21. Donald Duck çizgi fılmleri Finlandiya'da yasaklanmıştır. Nedeni kahramanların don giymemesidir.
22. Ketçap 1830'lu yıllarda ilaç olarak satılırdı.
|
Yorum (
0
) :: BURADAN YORUM YAZABİLİRSİNİZ! :: Bağlantı
|
3/6/2007
-
Mahkeme kararı...
ABD sok bir haberle sarsildi.. Ünlü bir futbolcu karisini öldürmekle suçlaniyordu.. Futbolcu yakalanmisti... Ama karisinin cesedi ortada yoktu.. Durusma Amerikan filmlerindeki gibiydi.. Futbolcu sanik sandalyesinde oturuyordu.. Kucak dolusu parayla tuttugu avukati jüriyi ikna etmeye ugrasiyordu: "Sayin jüri, müvekkilimin suçsuz olduguna yürekten inaniyorum.. Buna az sonra sizler de inanacaksiniz.. Neden mi? Bakin, simdi 1'den 10'a kadar sayacagim ve müvekkilimin öldürdügü iddia edilen karisi bu kapidan içeri girecek.. 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10..." Bütün jüri kapiya döndü... Kimse girmedi içeri.. Avukat bir savunma dehasiydi; öldürücü hamlesini yapti.. "Bakin, siz de kadinin öldügüne inanmiyorsunuz.. Çünkü hepiniz içeri girecek diye kapiya baktiniz.. Iste karari buna göre vermenizi talep ediyorum.." Jüri, ünlü futbolcuyu suçlu buldugunu bildirdi ve dava bu sekilde sonuçlandi.. Mahkeme çikisinda avukat, bayan jüri baskanina yaklasti: "10'a kadar saydigimda siz de diger üyeler gibi kapiya bakmistiniz.. Neden böyle bir karara imza attiniz?" "Dogru" dedi jüri baskani; "Ben de kapiya baktim, ama müvekkiliniz kapiya bakmiyordu!.." |
Yorum (
2
) :: BURADAN YORUM YAZABİLİRSİNİZ! :: Bağlantı
|
7/4/2007
-
Dünyanın Ennnn Büyükleri...
7/4/2007
-
Açıklanamayan Olaylar...
İnsanoğlu her ne kadar uzaya çıksa da bundan binlerce yıl öncesine ait bazı nesnelerin üzerindeki esrar perdesi hâlâ aralanamıyor. İngiliz bilim ve teknoloji dergisi Focus da son sayısında bugünün teknolojisiyle bile üretilmesi zor olan gizemli nesnelerden bazılarını tanıttı...
Geleceği gören harita Coğrafya ve harita uzmanı ünlü Türk denizci Piri Reis'in 1513'te çizdiği Afrika, Amerika ve Güney Kutbu'nu gösteren harita, ortaya çıkarıldığı 1929 yılında ortalığı karıştırdı. Çünkü Güney Kutbu'nun keşfi, haritanın çizilmesinden çok sonra, yani 1818'de gerçekleşmişti. Dahası, Piri Reis'in haritası, kıtanın buz altında kalmış sahil kesimlerini de gösteriyordu. Ancak kıta üzerindeki buzlar, haritanın çizilmesinden tam 6 bin yıl önce erimişti.
2000 yıllık pil Alman arkeolog Wilhelm Konig tarafından 1938'de Irak'ın başkenti Bağdat'ın yakınlarında bulunan 2 bin yıllık pil, bilim adamlarını şaşkına düşürdü. Konig, 13 santimetre boyundaki toprak bir kabın içine monte edilmiş bir bakır silindir, onun etrafındaki demir çubuk ve testinin ağzını kapatan asfalttan oluşan bu nesneyi "dünyanın en eski pili" olarak tanımladı. Pilin 2 volt enerji ürettiği saptanırken, 1800'lü yularda modern pili icat eden Alessandro Volta adlı İtalyan kontunun da şöhretine gölge düştü.
Antik çağ bilgisayarı 1900 yılında Girit açıklarındaki bir batıkta araştırma yapan bilim adamları ilginç bir cisme rastladı. Tahta bir muhafazanın içine yerleştirilmiş bir dizi bronz dişliden oluşan bu garip nesnenin kasası, yüzeye çıkarıldığı anda dağıldı ve cihazın içindeki karmaşık yapı ortaya çıktı. Yapılan çalışmaların ardından, bu aygıtın Ay, Güneş ve diğer gezegenlerin konumlarını hesaplamak ve istendiği anda bunların pozisyonlarına yönelik tahminlerde bulunmak için geliştirildiği anlaşıldı.
Kristal kuru kafa Maya dönemine ait 1000 yıllık bu kristal kuru kafa, tek bir blok kristal üzerine oyma olarak yapılmış. Nasıl yapıldığı hala anlaşılamayan kuru kafanın altından tutulan ışık, doğrudan göz çukurundan yansıyor. Bu teknolojinin bugün bile mümkün olmadığı söyleniyor.
Generalin kemer tokası M.S. 300'lü yıllarda ölen Çinli general Çou Çou'nun mezarında 1956 yılında bulunan kemerin tokası, yüzde 85 oranında alüminyumdan yapılmış. Ama doğada sadece bileşik olarak bulunan alimünyumun diğer maddelerden ayrıştırılarak tek bir madde olarak kullanılabilmesi ilk kez 19. yüzyılda mümkün olmuştu.
1000 yılda yapılan kent Pasifik Okyanusu'ndaki Mikronezya adası yakınlarına kurulu antik Nan Madol kentinin inşası, M.Ö 200'de başladı ve 1000 yıl sürdü. 250 milyon tonluk dev bazalt bloklar kullanılarak yapılan bu kent, 100 yapay adayı kanallarla birbirine bağlıyor. Bu kadar bazaltın bölgeye nasıl getirildiği ise hâlâ sır.
Uzaylılar için iniş pisti Peru'nun Pampa sahilindeki 450 kilometrekarelik alan üzerine çizili motifler, M.O. 300 üe M.S. 600 arasındaki dönemi kapsayan hayvan ve bitki şekillerini resmediyor. Nazca medeniyeti tarafından yapıldığı düşünülen bu garip motiflerin, uzaylılar için bir iniş pisti vazifesi gördüğü öne sürülüyor.
Concorde'un atası M.Ö 200'de yapıldığı sanılan bu nesne, 1898 yılında Mısır'da bir lahitte bulundu. Ancak gerçek uçaklar icat edilene kadar ne olduğu konusunda kimse bir fikir beyan edememişti. 1972'de arkeolog Halil Mesiha bunun bir model uçak olduğunu, mükemmel bir aerodinamiğinin bulunduğunu ve kanatlarının Concorde'u andırdığını iddia etti.
Kayaya gömülü çekiç Tahta sap ve demir tokmaktan oluşan bu çekiç, 1936'da Teksas'ta 400-500 milyon yıllık bir kayanın içine gömülü olarak bulundu. Modern bir aletin tarih öncesi bir kaya kütlesinin içine nasıl girdiği bir yana, çekiçte kullanılan demirin günümüz demirlerinden bile saf olması bilim adamlarını hayrete düşürdü.
Harçsız taş set Peru'nun Cusco bölgesindeki bir İnka kalesinin etrafını 360 metre boyunca zikzak yaparak saran 9 metrelik setlerin yapımında, tanesi 300 tona varan kireçtaşı blokları kullanılmış. Ancak hiç harç kullanılmamasına rağmen bu kayalar, arasına bıçak bile sokulamayacak kadar mükemmel yerleştirilmiş. |
Yorum (
yok
) :: BURADAN YORUM YAZABİLİRSİNİZ! :: Bağlantı
|
29/3/2007
-
Papatyanın aşkı...
Koskoca bir bahçede harikulada çiçekler içinde bir papatya.. Ve papatya aşık olmuş, yanmış tutuşmuş ak sakallı bahçıvana.. Bir ümit bekliyormuş. Yüzlerce çiçeğin arasından Onunla, sadece onunla saatlerce ilgilensin.. Buz gibi suyunu sadece ona döksün istiyormuş.. Sadece ona değsin makası, Sadece ona gülsün dudakları.. Kıskanıyormuş bahçıvanı, kırmızı güllerden, sarı lalelerden, mor menekşelerden.. zambaklardan... Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş, Bembeyaz yapraklarını... Bir gün, aşkı öyle büyümüşki.. Papatya yapraklarını taşıyamaz olmuş.. Eğilivermiş boynu.. Toprağa bakıyormuş artık.. Bahçıvanın sadece sesini duyuyormuş.. Ayaklarını görüyormuş.. Bunada şükür diyormuş.. Yetiyormuş ona, bahçıvanın varlığını hissetmek.. Zaman akıp gidiyormuş.. Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş.. Ne var sanki boynumu kaldırsa.... Bir kerecik daha görsem yüzünü diyormuş...
Ve işte bir gün...Bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış.. İncecik bedenini ellerinin arasına almış.. Elindeki sopayı, köklerinin yanına, toprağa sokmuş bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya.. Papatya o an daha çok sevmiş bahçıvanı.. Hala göremiyormuş onu, ama bedeni kurtulmuş.. Uzun bir müddet sonra, bahçıvan uğramaz olmuş bahçeye.. Gelen giden yokmuş.. Kahrından ölecekmiş papatya..
Ama işte bir sabah... Hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış.. Derin bir oh çekmiş.. Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş.. Birden, kendisine doğru gelen iki ayak görmüş.. Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş.. Başka birisiymiş.. Adamın elinde bir de makas varmış.. Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru....
Ne güzel açmışsın sen öyle demiş.. Bu gencecik, yakışıklı bir delikanlıymış.. Gözleri gök mavisi, saçları güneş sarısıymış.. Ama gövden seni taşımıyor demiş. Elindeki makası papatyanın boynuna doğru uzatmış.. Ve bir hamlede bağını gövdesinden ayırmış.. Papatya yere düşerken hatırlamış sevdiğini.. O ak saçlı, ak sakallı, yaşlımı yaşlı bahçıvanı hatırlamış.. Birde o gencecik, yakışıklı delikanlıyı düşünmüş.. Ve o an anlamış, neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini.. O her şeye rağmen, papatyaya emek vermiş.. Ona hiç bir zaman güzel olduğunu söylememiş, ama onu aslında hep sevmiş....
Papatya anlamış artık...
Sevgi, emek istermiş...
Yere düştüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini... Teşekkür etmiş ona içinden.. Son yaprağıda kuruduğunda, biliyormuş artık....
Gerçek sevginin, söylemeden, yaşamadan ve asla kavuşmadan varolabileceğini... |
Yorum (
1
) :: BURADAN YORUM YAZABİLİRSİNİZ! :: Bağlantı
|
20/3/2007
-
Ölümden kaçış YoK...
Hz. Süleyman'ın sarayına kuşluk vakti saf bir adam telaşla girer. Nöbetçilere, hayati
bir mesele için Hz. Süleyman'la görüşeceğini söyler ve hemen huzura alınır. Hz.
Süleyman (a.s) benzi sararmış, korkudan titreyen adama sorar:
"Hayrola ne var? Neden böyle korku içindesin? Derdin nedir? Söyle bana..." Adam telaş içinde:
"Bu sabah karşıma Azrail (a.s) çıktı. Bana hışımla baktı ve hemen uzaklaştı. Anladım ki, benim canımı almaya kararlı..." "Peki ne yapmamı istiyorsun?"
Adam yalvarır:
"Ey canlar koruyucusu, mazlumlar sığınağı Süleyman! Sen her şeye muktedirsin. Kurt, kuş, dağ, taş senin emrinde. Rüzgarına emret de beni buradan ta Hindistan'a iletsin. O zaman Azrail (a.s) belki beni bulamaz. Böylece canımı kurtarmış olurum. Medet senden!"
Hz. Süleyman, adamın haline acır. Rüzgarı çağırır ve: "Bu adamı hemen al. Hindistan'a bırak!" emrini verir. Rüzgar bu... Bir eser, bir kükrer. Adamı alır ve bir anda Hindistan'da uzak bir adaya götürür. Öğleye doğru Hz. Süleyman, divanı toplayarak gelenlerle görüşmeye başlar. Bir de ne görsün, Azrail (a.s.) da topluluğun içine karışmış, divanda oturmaktadır. Hemen yanına çağırır:
"Ey Azrail! Bugün kuşluk vakti o adama neden hışımla baktın? Neden o zavallıyı korkuttun?" der. Azrail (a.s) cevap verir: "Ey dünyanın ulu sultanı! Ben, o adama öfkeyle,hışımla bakmadım. Hayretle baktım. O yanlış anladı. Vehme kapıldı. Onu, burada görünce şaşırdım. Çünkü Allah (cc)
bana emretmişti ki:
"Haydi git, bu akşam o adamın canını Hindistan'da al!" "Ben de bu adamın yüz kanadı olsa, bu akşam Hindistan'da olamaz. Bu nasıl iştir, diye hayretlere düştüm. İşte ona bakışımın sebebi bu idi." |
Yorum (
1
) :: BURADAN YORUM YAZABİLİRSİNİZ! :: Bağlantı
|
|