KaLpsiZ'in Yeri...
10/10/2009
-
TERKEDENİM SEN YÜREĞİMİ HİÇ HAKETMEDİN...
Biraz dikkatli baksaydın gülen gözlerimdeki , ağlayan ben'i görebilirdin. Yada gerçekten sevseydin beni kalbimin çığlıklarını susturabilirdin. Ben senken sen ben olamadın. Izdırabımın sebebi oldu sevgim. Tükendim,tükettim hıncımı almak için tekmeler attım sevgiye Birçok kez hazırladım kalbimi seni unutmak için ne yaptıysam olmadı. Boyun eğdim varlığınla yaşamaya Artık özlemiyorum. Dilim söylüyor ama hissetmiyorum. Sevgiyi kandırarak ve gizlenerek yaşıyorum. Daha fazlasını kaldıramayacak kadar yorgunum yada bahaneler buluyorum. İçim acıyor .Gücüm yetene kadar dayanıyorum. Daha dayanabilirmiyim bilmiyorum. Zaman sığındım kurtuluşum için, yaralanan kalbimi sarmak biraz olsun hayata bağlanmak, kaybettiğim kendimi bulmak için Sen benden gittin, ardında bıraktığın beni düşünmeden gittin. Belki yıkıldım sevgiye güvenimi kaybettim ama yürekten sevdim
Şunu bilki terkedenim sen yüreğimi hiç haketmedin... |
Yorum (
0
) :: BURADAN YORUM YAZABİLİRSİNİZ! :: Bağlantı
|
21/9/2009
-
HER AŞK;BİR VEDA KAPSINDAN GİRER...
Ayrılık, yarınların acısını bırakır ömrümüzün herhangi bir vaktine. Yaşanılan acı sadece bir sözcüğün sıradanlığına sığdırılmıştır. Oysa o, soluk alıp verilen her dakikada saklıdır. Gecenin karanlığı ile gelen sızı, göçmen kuşların kanadına takılan sevinç, kuzeyden esen rüzgarın kokusu, sonsuz dokunuştur ayrılık.
Giden biraz yaşanmışlık biraz da yaşanacak şeyler gotürmüştür. Biraz kendi ömründen biraz da onun ömründendir gotürdüğü. Oysa gözlerdeki ıssızlıkta bulunmuştur aranılan. Hiç bir bencillik kıyılarına uğramadan yanaşılan bir limandır yaşanılan. Onca kalabalığın içinde çırılçıplak bulunulan yalnızlıktır paylaştıkları. Uzun zamanlardan topladıklarıdır birbirlerine sundukları. Giden gotürmüştür bir ömür biriktirdiği acıları da.
Bir kuş kanadının çırpınışı kadar kısadır. Her şey bir anda bitiverir. Bulunduğu gibi, yüreğe kabul edildiği gibi, anlaşıldığı gibi değildir bu. Zamanın hızı daha acımasızca işler terk edişin durağında. Başlarken duyulan kaygıların dizildiği, kuşkuların yer edindiği kadar uzun değildir ömrü. İki kirpiğin buluşma anından daha hızlıdır bazen ayrılık. O ilmek ilmek işlenen, günlerce diller dökülen ve bin türlü acının içinden süzülerek getirilen sözcüklerin sihrinden yoksundur.
Çünkü hiçbir yıkımın hassaslığa ihtiyacı yoktur. Onda ayrıntı da yoktur. O sadece yıkar giderken... ve yıkım zaman ile bir bağ kurmaz. Çünkü zamanın yeri yoktur gidenin bıraktığı yerde. Giden zamanı da almıştır yanında, gelecek geçmişin gölgesindedir artık.
Mısralara sığmaz olur acının derinliği. Uçurumlar ile kıyaslanır yalnızlık. Uçurum kenarında gezer güzel ve acı anılar. Her seferinde kalandır bu uçuruma devrilen.Ve hep kalandır anıların cenderesinde boğulan. Fırtınalarda kaybolan, girdaplara takılan. Bilir ki kurtulduğu her fırtınadan, çıktığı her kuytuluktan yokluğu duyacaktır. Bundandır ki hep kalan, ayrılığın nedenlerini düşünür uzun uzun. Bir kuyunun derinliklerinde bulacağı ışığın onu getireceğini sanarcasına.
Çaresiz kalınca, sanık sandalyesini kurar. Bir kendini oturtur bir de gideni. Ama bulamaz suçu tespit eden bir delil. Hep pişmanlıktır gelip dilinin ucuna dolanan. Ve güzele dair anlara kızmaya başlar. Güzel anlardan pişmanlıklar gelip oturur içine. İşte o zaman gerçekten bitmiştir aşk. Yaşadığın güzellikten duyulan pişmanlık bitirir her şeyi. Oysa kızılan ayrılıktır. Ayrılanın acımasızlığıdır. Belki de tanınamayandır kızılan. Giden hep bir kapı aralamıştır kendine. Bir perde çekemez yaşadıklarına ama daha bir güvenle bakar hayatına.
Oysa hep bir kırık ayna taşır yanında ve her düşündüğünde aşkı o aynadan bakar kendine. Belki de kalandan beklediği itaattir, kabulleniştir, sesindeki çaresizliği hissediştir. Bilmez ki ne büyük bir yalnızlıktır içine düştüğü. Çünkü her veda kötü bir alışkanlık bırakır insanın hayatına. Veda ettiğin gibi edilen olmanın da korkusunu salar yüreğine. O, acımasızlığın nasıl olduğunu bilir. Bunun içindir ki, aşkı bir önceki gibi yaşayamaz. Çünkü aşkta acıma olmadığı gibi acımasızlığa da yer yoktur. Bu nedenle her yeni aşka bu korkunun gölgesinde başlar giden. Artık giden değil kalan olmanın korkusu taşıyandır.
Her ayrılık, bir filmin sahnelerini bir romanın sayfalarını andırır. Bu yara bir daha asla kapanmaz ve hiçbir ilaç iyileştirmez sanılır. Artık ne kuşların kanatlarına takılan sevinci duyumsar, ne bir çocuğun tebessümünü fark eder ne de ağlamak onu teselli eder. O sadece, yalnızlığının girdabında nasıl boğulduğunu düşünür. Her ayrılık, bitmişliğin veya zor ile kazanılanın kolay kaybedilmesinin kabullenilmemesidir; kendisine sorulmadan alınan bu kararın incittiği onur, sevgi sözlerinin ardında gizlenmiş olan terk edişin bir anda bilinmesidir ayrılık acısı.
Her veda çıktığı kapıyı açık bırakır. Arkasından kapatmaz, kapatamaz. Çünkü o arkasına bakmadan gidendir. Arkaya bakmanın, bıraktığı yıkıntıyı görmenin anılarında silinmeyen bir acının resmini çizeceğini bilir. Bu nedenle hiçbir veda arkasına bakmaz ve bu nedenledir ki, çıktığı kapıyı kapatmaz. Oysa her veda şunu hep unutur; her aşk bir veda kapısından girer... |
Yorum (
0
) :: BURADAN YORUM YAZABİLİRSİNİZ! :: Bağlantı
|
14/9/2009
-
VE SENİ TANIMAK GÜZELDİ...
Üzülmekten yoruldum.seni üzmekten de,beklemekten yoruldum,neyi beklediğimi bilmeden özlemekten de yoruldum,en çok da DÜŞÜNMEKTEN
Yaşadığımızı sandığımızı ,aslında sürekli yıkıntılarını toplamakla uğraştığımız bir sevgiyi sürdürmeye çalışıyorduk.Hiç yanılmam sanmıştım,sonu ne olursa olsun...Ama yıkıntılar arasında sevgiyi yaşayamamaktan yoruluyormuş insan,ve her geçen gün kendimizi de yıkıntılar arasında kaybediyormuşuz belki de hiç farkında olmadan...
Herkes sevginin fedakarlık istediğini söylese de fedakarlık için sevgiyi yaşamak gerekiyormuş,yaşanılmayan için fedakarlık yapılmaz...
Üzülmekten yoruldum.seni üzmekten de,beklemekten yoruldum,neyi beklediğimi bilmeden özlemekten de yoruldum,en çok da DÜŞÜNMEKTEN!!!!!
Susmaktan yoruldum,sürekli susup içimde avazım çıktığı kadar haykırmaktan.Hep kendimle baş başa kalıp,hep kendime sığınmaktan YORULDUM..........
Ama öğrendim artık aşk yaşanıldığı sürece vardır.Sen yoksun,ben yokum.. o zaman aşkın olmasını da beklemiyorum artık.O da olmasın artık,eğer sürekli kendimi hesapsızca sorgulayacaksam eğer, kendi iç savaşımda sürekli kendime yenik düşeceksem eğer, yaşamadığım bir aşk için sürekli üzüleceksem ve hep üzeceksem seni,OLMASIN...
Zaten hiç yokmuş,var olduğunu sayarak kandırmışız kendimizi,ya da ben hep kandırmışım kendimi..... Artık seni sana bıraktım ben zaten hep kendimleydim ve hep kendimi paylaştım.Artık al kendini benden ve yaşamak istediğin gibi yaşa aşkı,hayatı,kendini.yaşamak istediğin ne varsa kendince yaşa çünkü ben yoruldum artık ben yokum... Yıkık bir sevginin yıkıntılarını toplamakla uğraşma..hiçbir zaman yıkılmayacak bir sevgi için savaşını ver...ben bu savaşta yenik düştüm.Ben yenik kahraman sen kazanan prenses ol.... Ne kadar yenik düşsem de, ne kadar üzülsem de güzel yanları da vardı seni yaşamanın,tabi yaşadığım kadarının..... Seninle yaşanılan ilkler güzeldi,bazen acıtsa da seni özlemek güzeldi,bazen ağlatsa da kavgalarımız güzeldi,hep ihtiyaç duyduğumuzda birbirimizin yanında olmak ta güzeldi,gerçekleşmeyeceğini bile bile kendi dünyamızda sıra dışı hayaller kurmak güzeldi,en güzeli de uzun bir zamanı kısa kısa yaşamaktı.
VE seni tanımak da güzeldi..... |
Yorum (
0
) :: BURADAN YORUM YAZABİLİRSİNİZ! :: Bağlantı
|
13/9/2009
-
DOKUNMA BANA!!!
Çırpınışların masum ellerine,lirik bir şiirin teninde yazılmış...''Bir'' benden başka,hiç kimsenin okumayı beceremeyeceği bir lisan huzmesinde...Zamanın ve mekanın nice zarflarını hatırlayamadığım fakat sadece ikimizin sahip olduğu bir evrenden yaratılmış,lavanta kokulu bir alfabede... Ve... ''Yürek Dili''nde...
sen varken,gücüm olurdu,zaman akmadan dururdu,hatırlasana(!)...
Bildiğini,adımla ''bir'' biliyorum...Biz'den geriye kalan ve payımıza sözüm ona düşen birer adet yalnızlık değil(di)...Yalnızlık;seni ilk gördüğüm an'da da yanı başımdaydı,gözlerinin ellerinden sıkıca tutmaktan vazgeçtiğim an'da da...
Yalnızlık;ne ben'den bir avuç eksik(ti),ne de sen'den bir avuç fazla...Kıvamı Tanrısal bir gücün kusursuz ellerinden çıkma...Aynadaki suretimin,ruhumun aslına kadar uzanmış her bir arşınında... hani aşk seni yormuştu,yolun sonuna koymuştu,dokunma bana(!)...
Vaat edilmemiş,kuraklığına çoraklanmış,sinsice,her bir metre kareme bulaşan hastalıklı bir toprak parçası var içimde...Yaşam(ak)ları teker teker takvim sayfalarında doldurduğum...''Yağmur''un ağlamaktan vazgeçmişlik kokularını sürmüş bir buhran...Kendi tenhalığı içinde kıvranan... şimdi,eskiye döner mi,dönse de buna değer mi,cevaplasana(!)...
Zamanın asla doymak bilmeyen,cani midesinde öğütülmüş ve dumanına dağılmış hayat(lar)...Bir film afişinin;son satırlarına düşmüş başrol oyuncuları... ''Önce bir 'sen' ve sonra bir 'ben'...'' insan aynı durur mu,ayrılık kolay oyun mu,dokunma bana(!)...
Acımtırak bir gecenin koynundan,boynuma sarılmış kördüğüm(ler)...Lacivert bir hüznü,fondip yapmış ve dolmuş ve boşalmış ve bir kez daha boşalmaya dolmuş sarhoş kadehler... ''Gitsem,geri dönüş yasaklısı,kalsam 'aşk'a firari giyinmiş müebbet zanlısı...'' artık ben vazgeçtim,(yalnızlığı) seçtim,her şey bitti,anlasana(!)...
Bazı artık sabahların,en nef(es) alınılası sebepsizliklerinde,ayrılığı ''ortak bölen'' saymış yazgıların,aynı bedende hecelenmiş heceleri... Ve... Hep ''o'' son'a lal olmuş sevgilileri... Çıkardım yüreğimden ''o''na dair dikilmiş en şeffaf kıyafetleri... Ve... Tek celsede kırdım bedelsizce hükmedilmiş ruhların boynu bükük kalemlerini... ...dokunma bana(!) ''aşk'' bir kez daha dokunma bana!!!... |
Yorum (
0
) :: BURADAN YORUM YAZABİLİRSİNİZ! :: Bağlantı
|
8/11/2008
-
Hamilelik sıkıntılarına göğüs germeyi bilmeli...
Dr. İyigün: 'Hamilelik sıkıntılarına göğüs germeyi bilmeli'
Hamilelik, anne adayına mutluluğun yanısıra pek çok sıkıntı da verebiliyor. Anne adayı hamilelik döneminde hormonlardaki artış nedeniyle baş ağrısı, bulantı, sindirim sistemi rahatsızlıkları ve lekeler gibi birçok değişim yaşayabiliyor.
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökmen İyigün, hamilelik dönemi ile ilgili bilgi verdi:
“Anne adayı kendi kendine ‘nasıl doğum yapacağım?’, ‘bebeğim normal olacak mı?’, ‘vücudumun fizyolojik ve biyolojik yapısı nasıl değişecek?’ gibi pek çok sorular sorar.
Bunlar merak edilen soru olmaktan çıkıp zamanla kaygı haline gelir. Ancak hamileliğin üçüncü ayına dek süren bu kaygılar, anne adayının yaşadığı fiziksel değişimlerin bir yansımasıdır. Üçüncü ay biter bitmez kaygıların hepsi azalarak anne adayı sakinleşir.”
Op. Dr. Gökmen İyigün, hamilelikte anne adayını bekleyen sıkıntıları ve anne adayının vücudunda nasıl değişim yaşandığını da anlattı:
Kabızlık: Hamilelerin çoğu kabızlıktan şikayet eder. Çünkü kabızlık artışı bağırsak kasılmalarını engellemektedir. Bir diğeri ise hamilelik nedeniyle salgılanan östrojen ve progesteron hormonlarının etkisiyle bağırsağın anestezik etki göstermesidir.
Bulantı: Anne adayında sistematik bir bulantı meydana gelmez. Bazı kadınlarda günlük kusmalara neden olabilecek şekilde öneme sahiptir. Diğer taraftan kadınlar hasta olmaksızın yemek kokularından nefret ederler.
Hamileliğin üçüncü ayının sonunda genel olarak bu belirtiler ortadan kalkar. Bu rahatsızlıkların sebebi 'plasenta’nın üretmiş olduğu olağanüstü miktarda östrojen hormonuna midenin toleransının yetersiz oluşudur.
Hamileler bulantıları azaltmak için yataktan hızla kalkmaktan kaçınmalıdır. Bulantı anında birkaç dakika uzanıp bir bardak su içmek ve sonra ayağa kalkmak gerekir. Bulantılara karşı daha iyi mücadele etmek için her gün iyi dengelenmiş dört öğün beslenilmelidir.
Aşırı salya: Bazen, ilk üç aylık dönemde bulantılara yoğun bir şekilde salya salgılama eşlik eder. Fakat çoğu zaman salya salgılama adetin gecikmesinden sonra üç hafta içinde başlar ve hamileliğin sonuna kadar sürer.
Hamile bayanlar sürekli salya salgılarlar. Bu hoş olmayan bir durumdur. İlk zamanlarda 'amidon' bakımından zengin olan besinlerden uzak olmak ya da hepsinden az miktarda almak gerekir. Bu besinler, patates, mısır, buğday, pirinç gibi besinlerdir. Ağız banyosu ya da mentollü pastil de kullanılabilir.
Baş ağrıları: Baş ağrıları, hamileliğin ilk dönemlerinde kan akışındaki değişiklikler sonucunda bir çeşit kan basıncına bağlı olarak meydana gelir.
Stresten kaynaklanan sızı beyin bölgesindeki kasların kasılmasını artırır ve neticede anne adayı kendisini sürekli yorgun hisseder.
Hamilelik lekeleri: Anne adaylarının alın ve yanak civarında oluşabilen sütlü kahve renginde lekelerdir. Hamileler özellikle yaz aylarında güneşten korunmalıdırlar. Bunun için geniş siperlikli şapka, güneş gözlüğü ve güneş şemsiyesi kullanılması gerekmektedir.
Hemoroid: Plasenta tarafından üretilen hormonlar toplardamarların 'rectum’un iç yüzeyinde toplanmasını sağlar, bu da hemoroid’e neden olur. Bu durum rahmin hacmi sayesinde karında meydana gelen bir baskı ile kendini gösterir.
Hemoroidler özellikle doğumun son aylarına doğru, doğum anında, doğumun ardından ilerleyen günlerde kendini gösterir. Hemoroidlerden kaçınmak ve tedavi olmak için kabızlığa karşı mücadele edilmeli ve anti hemoroid krem kullanılmalıdır.
Mide yanması: Hamileliğin son dönemlerinde midede bulunan birtakım asitler yeterince boşalmazlar. Bu asitler midede hareket ederler ve ileriye doğru eğildiğiniz zaman ya da yatar durumda olduğunuz zaman etkilerini gösterirler ve boğaz bitimine kadar yükselir.
Hamileler önlem olarak akşam yemeğini uyumadan önce erken bir saatte yemelidir. Yemekler günde dört,beş öğün şeklinde bölümlere ayrılmalı ve özellikle asitli yiyeceklerden (sirke, domates, turunçgiller) uzak durulmalıdır.
Bacaklarda ağırlık hissi: Hamilelik döneminde olağanüstü düzeyde hormon salınır. Bu hormonlar toplardamarlarda genleşmeye neden olarak kan akışını engeller. Kan akışı geçişinin zor olduğu yerlerde ağrılar meydana gelir.
Bacak ağrısı ve bileklerde ödem oluştuğunda acıları dindirmek için mümkün olan sıklıkla dinlenilmeli, yatakta ayaklar yükseltilmeli, bacaklar soğuk suyla yıkanmalı ve baharatlı yiyeceklerden uzak durulmalıdır.
Fenalık: Baygınlık geçirmek ve soğuk ter dökmek gibi bulgular kan yoğunluğunun artışına ve kalbin atış hızına bağlı olarak ortaya çıkar. Fenalaşma durumunda, kanın baş kısmına doğru akması için uzanmak ve bacakları yükseltmek gerekir.
Eğer bir kötüleşme hissedilirse karnın alt kısmındaki toplardamarın yapabileceği baskıdan rahmi uzak tutmak için sol tarafa doğru sırt üstü uzanılmalıdır.
Kaynak: SESONLINE
|
Yorum (
1
) :: BURADAN YORUM YAZABİLİRSİNİZ! :: Bağlantı
|
8/11/2008
-
Hamilelikte yapılması gereken testler...
Hamilelikte Yapılması Gereken Testler Son yıllarda kadın sağlığı uzmanlarının en büyük amaçlarından biri de anomalili çocuk doğumlarını azaltmak . Bu doğrultuda hamilelik öncesinde olduğu gibi hamilelikte de anne adayına bazı testler yapılması gerekiyor . Bu testler engelli ve genetik hastalıklı çocuk doğumlarını büyük oranda azaltıyor . Elbette her anne baba sağlıklı bebekler dünyaya getirmek istiyor , ancak bazen doğa buna izin vermiyor . Özellikle de günümz koşullarında stres , hormonlu ve katkı gıdalı beslenme , sigara gibi kötü alışkanlıklar ile genetik hastalıklar bazı bebeklerin normal doğmalarını engelliyor . Bu amaçla kadın sağlığı uzmanları henüz bebek anne rahminde oluşmadan önce bazı önlemler alınmasını sağlıyor . Bu önlemler hamilelikte de yapılması gereken testlerle devam ediyor . Hamilelikte yapılan testlerin amacı ; Genetik hastalıkları ve anomalileri erken dönemde saptamak , durumu anne-babaya bildirmek ve kendilerini onay vermesi suretiyle hamileliğin sonlandırılmasıdır . AMNİYOSENTEZ Bebekler hamilelik boyunca amniyon kesesi içindeki amniyon sıvısında gelişmelerini tamamlar . Amniyosentez yöntemi ; bebeğinizin içinde gelişimini tamamladığı amniyon sıvısından ince bir iğne yardımı ile örnek alınarak gerçekleşir . Amaç başta Down Sendromu olmak üzere bebekteki anormal durumları ve varsa genetik hastalığını tespit etmektir . Genellikle ; ileri yaş hamilelikte , ultrasonografide anomali saptanması durumunda , akciğer gelişiminin değerlendirilmesinde ve amniyon sıvısının normalden fazla olması gibi durumlarda yapılır . Çoğul gebelikte de amniyosentez uygulanabilir . Amniyosentez , tamamen çiftlerin kararıyla yaptırırlır . Hamileliğin ikinci 3 ayında uygulanan bu test , genellikle 16-18. haftalar arasında yapılır . Amniyosentez genellikle başarı ile uygulanmakla beraber , nadir olarak bazı riskleri de vardır . Bu riskler ; erken doğum , düşük , plasenta veya kordonun zedelenmesi ve bebeğin zarar görmesidir . Amniyosentez sonrası karşılaşacak herhangi bir olumsuzluk mutlaka doktora haber verilmelidir . İKİLİ TEST VE FETAL ENSE KALINLIĞI 11-14 testi olarak da bilinen ilk trimester ( ilk 3 ay ) tarama testi ; Down Sendromu ve Trizomi 18 adı verilen kromozomal anomaliye sahip bebekleri Hamileliğin çok erken dönemlerinde saptamaya yönelik bir tarama testidir . Tüm tarama testlerinde olduğu gibi bu testte tanı koydurmaz . Sadece hastalık açısından yüksek risk altındaki bebekleri işaret eder ve bu bebeklerde kesin tanıya götüren tanısal testlerin yapılmasını sağlar . Bu test , iki aşamada yapılır . Birincisi bebeğin ensesinin arkasında bulunan sıvı kısmın kalınlığının ultrason ile ölçülmesidir ( fetal ense kalınlığı ) . Bir diğeri de anneden alınan kan örneğinde hamilelik hormonu olan beta-hCG’nin serbest kısmının ( free beta-hCG ) ve hamileliğe özgü bir proteinin ölçülmesidir . ÜÇLÜ TARAMA TESTİ Üçlü test ; Down Sendromu ( trimozi 21 ) , nöral tüp defekti ve Trimozi 18 adı verilen genetik hastalığın bebekte olma olasılığını kanda araştıran bir uygulamadır . Bu testte de anneden alınan kan örneğinde 3 maddenin incelemesi yapılır . Bunlar ; beta-Hcg , Alfa-feto protein (AFP) , Estriol (E3) ‘dir . Üçlü test , hamileliğin 15 ile 22. haftaları arasında yapılabilir . Tanı koyduran bir test değildir , sadece bu test de yüksek risk taşıyan ve tanı konmasını sağlayan ileri testlerin yapılmasına gerek olan durumları belirlemeye yarayan bir tarama testidir . Her hamileye mutlaka üçlü test yapılmalıdır . DÖRTLÜ TEST Dörtlü test . ikili ve üçlü testte olduğu gibi Down Sendromu, nöral tüp defekti ve Trimozi 18 adı verilen hastalıkların bebekte olma riskini belirleyen bir tarama testidir . Diğer iki test ve tüm tarama testleri gibi bebekte bir anormallik olup olmadığını değil sadece o hastalığın bebekte bulunma riskini belirler . Dörtlü test , anneden alınan kan örneğinde dört değişik maddenin düzeylerinin saptanmasına dayanır . Bu maddelerin düzeyleri , annenin beklenen doğum tarihindeki yaşı , sigara kullanımı , kilosu ve boyu gibi değişkenlerde de göz önüne alınarak bilgisayar programları tarafından işlenir ve sonuçta bir risk belirler . Dörtlü testte , incelenen maddeler şunlardır : beta-hCG , Alfa-feto protein (AFP) , Estriol (E3) , Dimerik inhibin-A (DIA) . İnhibin kadınlarda overde erkeklerde ise testislerde üretilen bir tür hormondur . Dörtlü test için ideal zaman hamileliğin 16 – 18. haftalarıdır . ALFA FETO PROTEİN (AFP) AFP anne karnındaki bebeğin karaciğerinden salgılanan bir proteindir . Erişkindeki albümin isimli proteinin fetal yaşamdaki karşılığıdır. Fetus’tan amniyon sıvısına geçer . buradan da bir miktar AFP annenin dolaşımına karışır . AFP düzeyleri hamileliğin sonlarına kadar yavaş bir artış gösterir . AFP ölçümleri anne kanında ya da amniyosentez sonrasında ölçülebilir . AFP ölçümü hamileliğin 16-20. haftaları arasında yapılabilir . Yaşa ve hamilelik sayısına bakılmaksızın bütün hamilelere yapılmalıdır . AFP değerinin yüksek veya düşük olması anomalinin varlığını göstermez . Sadece artmış riski belirler ve ileri tetkike ihtiyaç olup duyulup duyulmadığına işaret eder . AFP düzeyi ile hamilelik haftası ilişkili olduğundan hamilelik yaşının doğru bilinmesi , testin yorumu açısından çok önemlidir . Bu test ile de çeşitli anomaliler , Nöral tüp defekti ve Down Sendromu riski belirlenebilir . KONTRAKSİYON STRES TESTİ ( CST ) Annenin rahmindeki kasılmalar bebeğin kalp atım hızını azalma yönünde etkiler . CST testi ile kalp atım hızındaki bu azalma tespit edilir . Anne kanında plasenta yetmezliği yapan nedenler arasında ; annede astım , kalp hastalıkları , bebekte ya da annede kansızlık ve sigara kullanımı gibi faktörler yer alır . CST şu durumlarda bebeğin normal doğumu tolere edip edemeyeceğinin sınamak için kullanılabilir : Preeklempsi , kronik hipertansiyon , diyabet , gün aşımı , gelişme geriliği , bebeğin suyunun azalması , kan uyuşmazlığı , annede kansızlık , daha önceden nedeni bilinmeyen ölü doğum , bebeğin dışkısını yapması , annede tiroid hormonunun fazlalığı . CST ; erken doğum tehlikesi olanlarda , çoğul hamileliklerde ve diğer bazı durumlarda kesinlikle yapılmamalıdır . CST ‘nin amacı fetal ölümü önlemektir . NON STRES TESTİ ( NST ) NST ‘de bebeğin hareketleri ile birlikte kalp atım hızındaki artış saptanır . Bebeğin uykuda olması veya hamileliğin yaş gibi faktörler bu cevabı etkiler . Bu nedenle 28 haftadan küçük hamilelerde NST yapılmaz . NST fetal iyilik halinin değerlendirilmesinde her durumda kullanılan , anne ve bebeğe zarar vermeyen , güvenilir ve ağrısız bir yöntemdir . Diyabeti , erken doğum tehdidi , kalp hastalığı , anemi veya hipertansiyonu olan anne adaylarına uygulanmalıdır . 32-34 haftalar arası NST ‘nin güvenilirliliği kanıtlanmıştır . KORİYON VİLLUS BİOPSİSİ Bu testte bebeğin plasentasını oluşturan dokulardan örnek alınır . Uygulandığı durumlar amniyosentez ile aynıdır . Çok yaygın kullanılan bir teknik değildir . 9-12. haftalar arasında yapılabilir . Bu test , rahim ağzından veya karın üzerinden yapılır . Vajina veya rahim ağzından geçirilen bir katater plasentaya kadar itilir ve buraya ulaşıldığında doku örneği alınır . Karından yapılan çeşidinde ise karnın üzerinde bir iğne ile girilerek doku örneği alınır . En önemli riski , işlem sonrası düşük yapma olasılığıdır . Diğer riskler ise kanama , kramplar ve enfeksiyonlardır . FETAL İYİLİK HALİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Fetusun anne karnındayken yaptığı bazı hareketlerin ve değişik uyarılara verdiği cevapların değerlendirilerek Fetusun anne karnında güvende olup olmadığını anlamaya yarayan bir testtir . Buna göre bebeğin gövde , kalp , solunum gibi hareketleri takip edilir . |
Yorum (
0
) :: BURADAN YORUM YAZABİLİRSİNİZ! :: Bağlantı
|
8/11/2008
-
Düşünürüm şimdi seni...
Uykusuzluğun verdiği delilik zamanlarında gözlerimin altında ki morluklar kadar yoksun düşlerimde.geçmişin şimdilere döndüğü zamanlardır bende ,zamanın durduğu an ve başlarım yazmaya ruhumdan esen rüzgarlarım gibi…
Düşünürüm de şimdi seni ; Çelişki dolu bir ruhun en güzel yansımasıydın , şehvetin ile ter kokan yatağımda.gün olur eserdin ruhumda savurur dağıtırdın kimliğimi zamanın esiri ruhlara…an olurdu zamanı durdururdun gözlerinde , alırdın hiçliğin zamansızlığına beni de.erişemezdin çok zaman ruhuma, ruhumu ben sererdim ayakların altına ...ezer geçer miydin beni?hıh…
Düşünür müsün bazen beni,düşünürüm de bazen bunu.şaşırır gülerim kendime sonra.nasıl çıkmıştın karşıma ve nasıl …nasıldı ama ilk öpüşmemiz ya ilk sevişmemiz?ahhh o ilk ruhuna dokunuşum…kendine sakladığın o ilk gülüş…senin sesine aşık olmuştu ruhum ilk bana söylediğin şarkıyla.şimdiyse nefretine mi dersin aşık ruhum?bomboş bir aşkın gölgesiz izleriydi sanırım yaşadığımız.öyleyse neden hala düşümdesin ?
Zaman mumların ömrü kadardır odamda ve düşlerim sonsuzdur bıraktığın izlerde.ben yazarken hala sana ,unutulmuş bir tutkunun külüydüm aslında.aldanma düşlerimin gölgesi kelimelere,inanma yazdığımı düşündüğüm bu çelişkilere.ulaşır mı sana geçmişim bilmem ama var oldun yine bir kalbin zindanlarında.artık duvarlara yansıyan mumların can çekişi gibiydi düşlerin çok zaman ve aşkın gibiydi mumların alevi.hani derler di ya rüzgarın mumu söndürüp ateşi körüklemesi gibi.işte tam böyleydi yaydığımız ateş ve ışık.bir rüzgar olmasa da esen bir üfleyişti belki zaman…
Mumlarım yaşlanmaya başladı ruhum kağıtlarda erirken.düşlerinin zamanı tükenmeye başladı ,çelişkilerim gerçeklere sarılırken.sen rüyaların pembeliğinde sürdürürken aşkını bir ben miyim kağıtlarda tüketen düşlerini?sormak isterdim sana gerçeklerini.neyse artık ışığım tükeniyorken bana sana mı saçayım ışıklarımdan.sendin seçen karanlıkları ,bendim yalnız kalan ışıklarımdaki…hıh…bir yaprak daha harcamışken kendini bana ben harcamışım aşkımı sana,çok mu dersin… alıntı... |
Yorum (
0
) :: BURADAN YORUM YAZABİLİRSİNİZ! :: Bağlantı
|
7/11/2008
-
Doğru makyajın kuralları...
| Doğru makyajın kuralları | Makyaj yapmayı bir türlü beceremeyenlerdenseniz bazı ipuçlarını kaçırıyorsunuz demektir. Öyleyse yazımızı okuyun ve birkaç yardımcı püf noktası ile bu işin üstesinden gelin.
Öncelikle cildinizi size uygun temizleyici ile temizledikten sonra, cildinizi bir miktar yine cildinize uygun bir krem ile nemlendirin.
Cilt tipinize ve renginize uygun bir fondöteni bütün yüzünüze ve çenenizin altına doğru düzgünce yayın. Fondöteni ince bir tabaka halinde sürmeye özen gösterin, bu şekilde daha iyi sonuç elde edeceksiniz.
Cildinizdeki kusurları bir kapatıcının yardımıyla gizleyin. Bunun için cilt lekelerine veya sivilce gibi yerlere bir miktar kapatıcı sürmeniz yeterli. Gözlerinize farı sürerken önce tüm göz kapağına bir aplikatör yardımıyla farı sürün. İstediğiniz kısımlarda rengi azaltın, artırın.
Göze gölge yapmak istiyorsanız bunu bir göz kalemi ile yapabilirsiniz. Uygulayacağınız ton, göz farından daha koyu olmalıdır.
Yaptığınız bu çizgiyi bir pamuklu çubuk yardımıyla hafifçe yukarıya doğru dağıtın. Kirpiklerinizin daha sık görünmesi ve göz biçiminizin daha iyi fark edilmesi için göz çevresine yani kirpik diplerinize çizgi çekebilirsiniz ancak sert çizgilerden kaçının. Kaşlar içinse bir fırça yardımıyla kaşlarınızı yukarı doğru tarayın. Kaş renginize uygun bir kalemle kaşlarınızı küçük darbelerle boyayın ve hafifçe dağıtın. Bunun için toz far da kullanabilirsiniz.
Yanakları renklendirirken allığınızı yanak çukuruna iyice yayın. Allığı sürdüğünüz yerde sadece bir parlaklık olmalı. Boyanın nerede başlayıp bittiğini gösteren çizgiler olmamasına dikkat edin.
Dudaklarınıza çekici bir görünüm verebilmek için dudak çevrenize rujunuzun bir ton koyusu olan kaleminizle çerçeve yapın. Bir ruj fırçasıyla dudaklarınızı boyayın. Bu işlemden sonra dudaklarınıza biraz pudra sürüp ikinci bir kat ruj sürün. Alt dudağınıza biraz parlatıcı sürerseniz dudaklarınız daha çekici görünür. |
|
Yorum (
0
) :: BURADAN YORUM YAZABİLİRSİNİZ! :: Bağlantı
|
8/6/2008
-
Kadının Hal-i ruhi-ye si:))
8/6/2008
-
Çirkin kadın yoktur!Bakımsız kadın vardır!
|